Hükümete muhalif bir gazete çıkaran gayrimüslim yazar Aram, İstanbul’un dar sokaklarında küçük bir matbaayı ayakta tutmaya çalışır. İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesi büyürken, ülkede yükselen yabancı düşmanlığı matbaanın kapısına kadar gelir. Ödeyemeyeceği varlık vergisiyle adı arananlar listesine düşer; tek seçenek kaçmaktır. Yakın arkadaşının yardımıyla Karadeniz ormanlarının derinliklerinde bir kulübeye sığınır. Sovyet Gürcistan sınırına yaklaşmayı beklerken günleri yazıyla, çizimle ve sessiz bir sabırla doldurur. Mürekkep kokusu, rüzgar ve odun sobasının çıtırtısı, sürgünün hiç bitmeyecek gibi duran ağırlığını taşır. Film, hikayesini bağırmadan anlatır; doğa neredeyse ikinci bir karaktere dönüşür. Kamera Aram’ın yüzünden çok ellerine, defterine, solgun ışığa bakar. Ritim ağır ama merak diri; politik baskı bir arka plan uğultusu, insan onuru ise ana eksen olur. Başroldeki içe dönük performans, umutla korku arasındaki çizgiyi incelikle kurar. Kaçışın ötesinde, kalmanın bedelini de unutturmaz…
Yeniler Popüler Eskiler