Auggie’nin New York’taki tütüncü dükkânında günler birbirinin aynısı gibi akar; kasanın tıkırtısı, kapı zili, kaldırımdan geçenlerin adımları. Ama o, küçük detaylara bakmayı bilince bu durağanlığın içinden bambaşka bir dünya çıkar. Dükkân, kentin nabzını tutan küçük bir evrene dönüşür; yüzler, alışkanlıklar, minik tesadüfler birikir. Paul Benjamin, sokakta her gün görüp tam kavrayamadığı hayat kırıntılarından, peş peşe gelen karşılaşmalar sayesinde bir romanın kapısını aralar. Şehir, onun yazısına yumuşak bir arka plan olur; Auggie’nin sakin gözlemleri ise bir tür pusula. Son söz ise artık Auggie’ye düşer. Sırası geldiğinde kendi öyküsünü anlatır ve gerçek ile uydurmanın tatlı sınırında gezdirir bizi. Film, acele etmeyen bir sıcaklıkla, sigara dumanı gibi ağır ağır yayılır. Küçük anların değerini hatırlatan, zarif, samimi ve yormayan bir şehir masalıdır.
Yeniler Popüler Eskiler